TEVÂFUK MUCİZESİ

Tevafuk nedir? “Kur’an’daki tevafuk mucizesi” tabiri ile anlatılmak istenen nedir?
Tevafuk, iki şeyin birbirine uygun ve denk gelmesi demektir. Özellikle tesadüfe, başı boşluğa verilme ihtimali olmayan ve arkasında İlâhî bir kasıt ve iradenin varlığı hissedilen denk gelmelere “tevafuk” denir.

Kur’an’daki tevafuk mucizesi ise, Kur’an’da bulunan toplam 2806 adet “Allah” lafzının bazı müstesnalar hariç birbiriyle tevafuk etmesidir.

Kur’an’ın 604 sayfasının çoğunda “Allah” lafzı mükerrer olarak geçmektedir. Rab, Kur’an ve Resul kelimelerinde de aynı tevafuk olduğu gibi daha başka tevafuk çeşitleri de vardır.

Bu lafızlar, har sayfada ya alt alta, ya karşılıklı sayfalarda üst üste, ya da bir yaprağın iki sayfasında sırt sırta gelerek, ya da sayfalar arasında birbirine tevafuk etmektedir.

Tevâfuk Örnekleri Videoları
Allah lafzındaki tevafuk örneklerini bu videomuzda izleyebilirsiniz. Diğer tevafuk örneklerine aşağıdaki tuştan ulaşabilirsiniz.
Tevafuklu Kur’ân-ı Kerim'i Kim Yazdı?
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Hafız Osman hattıyla yazılmış olan kendi Kur’an’ında, Allah lafızlarının kısmen tevafuk ettiğini fark etmiştir.

Bunun üzerine talebelerinden on tanesine üçer cüz dağıtarak, Kur’an’da çok nadir müstesnalar hariç Allah lafızlarının hemen hemen tamamının tevafukta olduğunu gösterecek bir Kur’an’ı yazmak için çalışmalarını ve özellikle iradelerini karıştırmamalarını emretmiştir.

Kısa bir zaman sonra, kendisini Risale-i Nur’un Kahramanı olarak isimlendirdiği ve en çok değer verdiği bir talebesi olan Ahmed Hüsrev Efendi’nin yazdığı cüzlerde tevafuk en çok görünmüştür.

Bu tevafukların açıkça görünmesi için kırmızı yazılmasını emretmiştir. Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’nin muvaffakiyetini “Tevafuk Hüsrev’in tarzındadır.” (Barla Lahikası) diyerek ilan etmiştir.

Ahmed Husrev Altınbaşak Kimdir?

Ahmed Hüsrev Efendi, Rumi 1315/miladi 1899 senesinde Isparta’da dünyaya gelmiştir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Barla’ya sürgün olarak geldiği 1931 senesinde gördüğü bir rüya üzerine onu ziyarete gitmiş, bu tarihten itibaren onun ilk talebelerinden biri olarak hizmet-i nuriyede hem istişare arkadaşı, hem yardımcısı,hem hizmetinin en önemli rüknü olarak yerini almıştır. Bütün hayatını ve maddi varlığını Risale-i Nur hizmetine vakfetmiştir.

Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Risâle-i Nur’un Eskişehir, Denizli, Afyon gibi bütün mahkemelerinde üstadı ve sadık Nur Talebeleri ile birlikte idam kastıyla yargılanmıştır.
Memleketin birçok köşesindeki Nur talebelerinin yazdıkları mektuplar onun vasıtasıyla Üstad Bediüzzaman’a ulaştırılmış, çoğu kez -üstadının arzusuna göre- cevaplarını kendisi yazmıştır. Bu konuda Hazret-i Üstad şöyle demektedir:

“Hüsrev’i tashihte (risalelerdeki yazım hatalarını düzeltme işinde) ve tevzi’de (risalelerin dağıtılmasında) ve tedbirde (hizmetin idaresinde) ve muhâberede (haberleşmede) ve Nurların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz.” Emirdağ Lâhikası, s. 1749.

Tevafuklu Kur’ân Yazma Fikri Nasıl Çıktı?

Kur’an’ın yazısında olan bu mucizesini, ilk olarak geçen asırda Üstad Bediüzzaman Hazretleri keşfetmiştir. Maddeci dinsiz felsefenin insanları derinden etkilediği ve akılları gözlerine inmiş ve görmediğine inanmayan veya inanmakta zorlanan insanların yaşadığı böyle bir asırda, Kur’an’ın gözlere hitap eden tevafuk mucizesinin ortaya çıkması gayet manidardır ve tamamen Allah’ın bir lütfudur. Bu konuya dair Bediüzzaman Hazretleri mealen şunları söyler:

“Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ın mucizelik yönlerinden göz ile görünecek kısmının beş altı veçhinden bir vechini gösterecek yeni bir Kur’an Elhamdülillah yazıldı. Ümmetçe Hafız Osman hattıyla makbul Kur’an’ın aynı sayfalarını ve satırlarını muhafaza etmekle beraber. Allah lafzı Kur’an’da toplam 2806 defa tekerrür ettiği halde nâdir ve nükteli müstesnalar hariç kalıp geri kalanı tevafuk ettiğini anladık. Sayfa ve satırlarını değiştirmedik. Yalnız tanzim ettik. O tanzimden harika bir tevafuk ortaya çıktı. Yazdığımız Kur’an’ın parçalarını bir kısım ehl-i kalp görmüş, Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler.”  (Bkz. Mektubat, Fihriste-i Mektubat ve Rumuzat-ı Semaniye)

Kur'an ve Tevafuk internet sitesi
Her suale, hem de hiç düşünmeden cevaplar vermesi, alimler arasında, ilminin vehbî, yani Allah vergisi olduğuna dair bir genel kanaate sebep olmuştur.
Üstad Bediüzzaman Said Nursî, asrının müceddidi olarak kabul edilen büyük bir İslam âlimidir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Kimdir?

1877 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelmiş ve 1960 yılında Urfa’da vefat etmiştir. Tarihte hiç eşine rastlanamayacak bir şekilde, normalde 15 yıl süren medrese tahsilini üç ay gibi çok kısa bir sürede bitirerek henüz 14 yaşında iken icazet almıştır.

Daha sonra kendi çabalarıyla fen bilimlerinin tahsiline yönelmiş, bu sahada da çok önemli bir seviye kazanarak, din ilimlerinin yanında fen bilimlerine de ileri derecede vakıf olmuştur.

Çocuk denecek yaşta, diğer âlimlerle girdiği bütün ilmî münazaraları kazanmış, gerek İslâm ilimlerinden, gerek müsbet fenlerden sorulan bütün suallere muhakkak surette doğru cevaplar vermiştir.

Bu büyük ilmî mertebesi yanında, sünnet-i seniye, takva ve zühd üzere bir hayat sürmüş, inandığı doğruları yaşamaktan hiçbir baskı ve zulüm asla onu engelleyememiştir. Tarihte yaşamış peygamber vârisleri olan büyük İslam âlimleri gibi, ilminin gerektirdiği kemâlâtı yaşayarak göstermiştir.
Osmanlı’nın dağılma sürecine girdiği 1908-1922 yılları arasında, İstanbul’da sekiz-on sene kadar kalmış, bu sürede Osmanlı’nın ve İslam dünyasının içine düştüğü maddi manevi problemleri yakından teşhis etme ve reçeteler sunma imkânı bulmuştur. Hususen 1911 yılında Şam’da okuduğu, Hutbe-i Şamiye adlı eseri tam bir teşhis ve reçete hükmünde olup onun asrın müceddidi olduğunu gösterir mahiyettedir.
Bediüzzaman Hazretleri, bütün bu dertlerin ana kaynağını, “iman hastalığı” olarak teşhis etmiştir. Bundan dolayı bütün ömrünü, imanın ispatına ve iman hastalığının tedavisine vakfetmiştir.Isparta’nın Barla Kasabası’na sürüldüğü 1926 yılından itibaren 23 sene içinde Kur’an’dan gelen ilhamlarla yazdığı ve yüz otuz risaleden oluşan ve manevî bir Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatını yazmıştır.
NE DEDİLER?

Bazı meşhur zâtların Bediüzzaman hazretleri ile ilgili söylediği cümleleri buradan okuyabilir, video olarak da izleyebilirsiniz..

"Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmi meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celadet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı. Harikulade fıtri bir zeka, İlahi bir mevhibe..."

Eşref Edip

“Üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah demiş, Peygamber demiş, başka bir şey dememiş.”

Osman Yüksel Serdengeçti

“Said Nursi konusunda biz şimdiye kadar yanılmışız. Yanlış bilgi sahibi olmuşuz. Siyasi harıltı ve gürültüler içinde, Said Nursi’yi çok yanlış tanımışız.”

Tarık Buğra

“Yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür'atiyle aşan ve Peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zat”

Ali Ulvi Kurucu

“Said Nursi hazretleri, kesbi olmaktan ziyade vehbi bir ilim ve deha çapında bir zeka ile nimetlendirilmiş kemalli bir insan ve nihai çapta muhterem ve muhteşem bir mücahid olup, sürdüğü hayata nispetle bir hal ve ruhani makam sahibi olması muhakkak bulunmakla beraber, asıl kıymeti tefekküri sahada aranması gereken halis bir Müslüman ve örneklik şerefte bir mazlumdur.”

Necip Fazıl Kısakürek

“Bir kavga adamı. Yalçın bir irade, taviz vermeyen bir mizaç, tefekkürden çok iman. Said’in kavgası, Yogi ile Komiser’in kavgası.”

Cemil Meriç